Rollo May’e Göre Kaygının Yaratıcılık Üzerindeki Etkisi

Kültür-Sanat | 48 Görüntülenme | 5 Dakika Okuma | 25 May 2021
Nüans Google Haberler Abone Ol
Rollo may

Merhaba, bu yazımda sizlerle Amerikalı varoluşçu psikolog Rollo May’in, insanı çileden çıkaran türlü düşünce ile baş etmek zorunda bırakan kaygıyı nasıl tanımladığını konuşacağız. May kaygının yaratıcılığa ve cesarete açılan kapı olduğunu düşünüyor. Rollo May ile tanıştığımda bu fikir epey cazip gelmişti. Çünkü insan kaygıyı kendisini dünyadan soyutlayan, bedene, en çok ruha zarar veren önlenemez ve bitmeyecek bir şey olarak görür. Zihindeki düşünceler kaygı anında her daim hazırda bekleyen otomatik düşüncelerdir. Böyle zamanlarda kişi hiçbir şey yapmak istemez. Farklı şeyler düşünemez. Kaygının esiri olur.

İşte May bu noktada bizi otomatik düşüncelerden kurtaracak olan fikirle geliyor. Kaygıyı yenmenin en etkili yolu düşüncelerinin gerçek olmadığını anlamaktan geçiyor. Aslında ne kadar iyi bir kurgucu olduğunu düşünüyor insan. Çünkü onlar aslında gerçek olmayan düşünceler, bir çeşit kurgu. Kurdukça kuruyor ve zihnindeki boğucu sesi büyütmüş oluyorsun. Çoğumuz günlük hayatımızda kaygı yaşıyoruz. Kimimiz kontrol edebiliyorken kimimizin kaygı karşısında eli kolu bağlanıyor yaşamsal faaliyetleri aksıyor. Rollo May kaygının hayatın anlamını keşfetme yolunda önümüze çıkan bir fırsat olduğunu düşünüyor. Aslında en çok kaygı duyan insanın cesaret edeceği, sanatsal üretkenlik göstereceğini söylüyor. Demiştim ya kaygı duyan insanlar iyi kurgucular, kaygılı zihin ya sözle ya yazarak işin aslı sanatla iyileşiyor.

“…kaygı, sanatçının resmetmeye çalıştığı ideal görü ile nesnel sonuçlar arasındaki uçurumla ilgilidir… Kavramlaştırma ve gerçekleştirme arasındaki umutsuz başkalıktan doğan bu temel çelişki tüm sanatsal yaratıcılığın kökünde vardır ve bu deneyimin önlenemez bir unsuru olarak görünen kaygıyı açıklamaya yardımcı olur.” (Yaratma Cesareti, Rollo May)

Ben sanatın iyileştirici gücü olduğuna inananlardanım. Her bireyin düşünmesini, sanatla birlik olmasını istiyorum. Tabii ki Rollo May tersini kastetmiyor, psikolojik olarak çöküntü halinde olduğumuz durumda yaratıcılığımız ön planda olmayabilir zaten bu noktada sanatsal yapıt üretmek beklenemez. Ancak May’in bahsettiği eğer kaygı duyuyorsanız bir şeyler yaratmalısınız, bir şeyler yapmalısınız. Ancak kendi özünü bulabilmiş insanlar kaygıyı yaratıcılık ve cesaret için teşvik edici bir unsur olarak görürler. Kaygılarımızdan üreterek kurtulmak mümkün. En azından bu yolu denemek eminim işe yarayacaktır. Kaygı normaldir ve hayatın her alanında vardır. Diyelim ki bir roman yazıyorsunuz, en can alıcı yerinde zihninizin odağının tamamen değiştiğini düşünün; bu kaygı verici olmalı. Ertesi gün sınavınız var ve hiçbir şey bilmiyorsunuz ya da çok sevdiğiniz birinin iyi olmadığı haberini aldınız bunların hepsi mümkün ve yaşama dair. İşte bu noktada kaygıyı normalleştirmek gerek. May’in dediği gibi hissettiğimiz kaygıyı, yaratıcılığa açılan kapı yapabiliriz.

İnsan günün birinde öleceğini bilen tek canlı. Rollo May bu noktada ona kalanın yazıp çizmek olduğunu söylüyor. İnsanın kişiliğinin, yaratıcılığının öleceğini biliyor olmasından geldiğini söylüyor. Hayatta olduğun bu yılları en iyi şekilde geçir. Kaygı mı duyuyorsun bil ki yaratıcılığı ve cesareti besliyor olabilir. Belki atacağın bir adımla örneğin yalnızca kalem ve kağıtla çözebilirsin. Belki bu o kadar kolay olmayabilir. O noktada insan psikolojik destek almalı. Rollo May özgürlüğün de kaygıyı doğurduğunu söylüyor. Eğer özgürsek aldığımız kararlar ve sonrası yaşanacaklardan biz sorumluyuz.

“Her toplumun sanatçılarına, şairlerine ve ermişlerine beslediği sonsuz bir korku vardır. Çünkü onlar, toplumun korumaya adadığı statükoyu tehdit edenlerdir.” (Yaratma Cesareti, Rollo May)

Özgürse insan her daim tetiktedir, uyanıktır. Sanatın güçlenmesi için sanatçının özgür olması gerekir. Kaçmak yerine kaçtığı şeyleri yapar ve neşe duymaya bakar. Bence sanattaki üretme duygusu da buna çok benzer, kaygı duyarak tüm yaşamını karanlık düşüncelerle geçirmek mi yoksa öleceğini bildiğin bu dünyada kaygıyı yaratıcılığa ve cesarete dönüştürüp ürettiğin şeyle mutlu olmak mı? Kaygıyı yok saymak ve bastırmak iç dünyamızdaki zevk, neşe ve cesaretimizi yitirmek demek. Bence kaygının farkında olmak ve bunu yaratıcılığa dönüştürmek en iyisi. Unutmayın her yaratma edimi, ilk önce bir yıkma edimidir.

Bu yazıyı yazarken bir video ve kitaptan yararlandım. Yazımın altına ekledim. İkisi de keyifle okuduğum kitaplardan, öneririm.

“Oysa insan olmanın özü budur, dönmekte olan bu gezegenin üzerinde var olmakta olduğumuz şu kısa anda, zamanın ve ölümün sonunda hepimizden hakkını alacağı gerçeğine karşın bazı insanları ve şeyleri sevebiliriz.”(Yaratma Cesareti, Rollo May)

Rollo May Röportajı için tıklayınız.

Kaynak Kitaplar: Yaratma Cesareti , Kendini Arayan İnsan

Her Daim Mutlu Olmak Gerçekten Mümkün Mü: Toksik Pozitiflik yazımıza ulaşmak için tıklayınız.

Gözden Kaçırmayın

5 Maddede Paris Anlaşması
Dünya Bizi Taşıyamaz Durumda
Herkes Kendi Boşluğunu Arıyor: Duygusal Minimalizm
Cinsiyetsiz Koleksiyonların Geleceği