Ölümle Satranç Oynamak: Ingmar Bergman

Kültür-Sanat | 111 Görüntülenme | 4 Dakika Okuma | 28 May 2021
Nüans Google Haberler Abone Ol

“Bu benim elim. Hareket ettirebiliyorum. Kanım damarlarımda akıyor. Güneş tepemizde parlıyor ve ben, Antonius Block… Ölüm’le satranç oynuyorum!”

Ingmar Bergman

Karamsar filmleriyle ünlü İsveçli bir yönetmenin hayatımıza kattığı bir kavramdır Ölümle Satranç Oynamak. Kuşkusuz Ingmar Bergman’ın başyapıtlarından olan The Seventh Seal filminde sinema tarihine geçmiş en ikonik sahnelerden biridir.

63 yıl önce yapılan bir film bugün hala izlenildiğinde izleyicide aynı etkiyi bırakmayı başarabiliyorsa, bu sadece film değil aynı zamanda sanattır. Zaten sanat da gücünü eserin eskidikçe değerlenmesinden almıyor mu?

The Seventh Seal filminde tanrıyı sorgulayan bir şövalye görürüz. Aslında bu karakteri Bergman ile bağdaştırabiliriz, kendisi bir papazın oğludur ve çoğu filminde ortaya egemen baba figürünün çıkmasının sebeplerinden biri de budur.

“Her duygu, her hareket, her bedensel rahatsızlık, kullandığım her sözcük için büyük bir depo dolusu açıklamam var. İnsan anlayışla başını eğiyor. Böyle olması gerekliydi, gene de bu yaşam uçurumunda boylu boyunca düşüyorum. Bu uçurum bir gerçek, ayrıca da dipsiz. İnsan bu taşlı derede ya da suyun yüzünde kendini öldüremiyor bile. Anne, sana sesleniyorum, her zaman yaptığım gibi. Ateşim olduğu geceler. Okuldan döndüğüm zaman. Geceleri, arkamdan beni kovalayan bir hayaletle hastanenin parkında koştuğum zaman. Farö’deki o yağmurlu öğleden sonra seni tutmak için elimi uzattığım zaman. Bilmiyorum. Hiçbir şey bilmiyorum. Bu başımıza gelenler nedir? Bununla baş edemeyeceğiz. Yanaklarım yanıyor ve birisinin uluduğunu duyuyorum, sanıyorum ben kendim uluyorum. ”

Ingmar Bergman

Ingmar Bergman

İsveç’te bir papazın oğlu olarak dünyaya gelen Ingmar Bergman okul hayatına Stockholm’da başladı. Otoriter ebeveynlerinin olduğu evde tek oyuncağı bir kuklaydı. Kız kardeşini eğlendirmek için ona kukla gösterileri yapardı. Çocukluktan gelen bu yaratıcılığını geliştirerek Stockholm Üniversitesi’nde Edebiyat ve Sanat Tarihi’ni kazandı. Üniversite öğrenimi sırasında okulun tiyatrosunda çalışmaya başladı. Üniversiteden mezun olduktan sonra 1940’da Stockholm Kraliyet Tiyatrosu’nda yardımcı yönetmen oldu. Ardından Helsingborg Belediye Tiyatro Yöneticiliği görevini üstlenerek Hamlet oyununu sahneledi. Oyun ve senaryo yazarak başladığı kariyerinde kısa sürede hem tiyatro hem de sinemada yönetmen oldu.

Bergman filmlerinde ne otoriter babasını eleştirmekten çekindi ne de annesine karşı duyduğu öfke ve sevgisinden. O insanlara ihtiyaç duydukları hisleri vermek yerine kendi gördüklerini anlatmayı tercih etti.

Bergman’ın sinemaya ilk geçiş yaptığı yıllar II. Dünya Savaşı’nın sonlarına denk geliyordu ve halk bitkin bir şekilde hep bir ikilemin içindeydi. Etrafındaki insanlar ya aşırı dindar ya da inançsız eğilimlerini fazla sergileyen kişilerdi. Ülkesindeki intihar vakaları artarken insanlardaki karamsarlık ve umutsuzluk büyüyordu. Bu yaşananlar Bergman’ın sadece hayatını etkilemekle kalmayıp eserlerinde de yer edinmeyi başarmıştı. İlk filmlerinde daha çok varoluşu sorgulayan, karamsar izler taşırken ilerleyen yıllarda aşk, sevgi gibi konuları işlemeye başlamıştı.

Kariyerine otuzdan fazla film sığdıran Bergman, on iki kez Oscar’a aday olup üç kez bu ödülleri kazandı.

Sinemaya Gönül Vermiş Herkesin İzlemesi Gereken 5 Ingmar Bergman Filmi
  • The Seventh Seal (1957)
  • The Devil’s Eye (1960)
  • Winter Light (1963)
  • Persona (1965)
  • Höstsonaten (1978)

Ingmar Bergman’ın “Büyülü Fener” kitabı için tıklayınız.

Yazarımızın “Köyde Yaşayan Yönetmen: Ahmet Uluçay Sineması” yazısını okumak için tıklayınız.

Gözden Kaçırmayın

Kaktüs Yaprağından Vegan Deri
Amaç 11: Sürdürülebilir Şehirler ve Yaşam Alanları
Baharın Gelişiyle İçimizi Isıtacak 8 Kitap Önerisi
Dostoyevski’ye Yeraltından Bi’ Bakış