Oğuz Atay’dan Tutunamayanlar’a…

Kültür-Sanat | 48 Görüntülenme | 5 Dakika Okuma | 07 Tem 2021
Nüans Google Haberler Abone Ol
oğuz atay

Merhaba, bu yazımda Türk edebiyatının en önemli eserleri arasında yer alan Oğuz Atay’ın kaleminden tutunamayanlar kitabından bahsetmek istiyorum. Öncelikle yazarımızın yaşam öyküsüne bakalım. İşte Oğuz Atay’ın yazarlığa evrilen yaşamı ve tutunamayanlara uzanan yolculuğu…


Atay 12 Ekim 1934’te Kastamonu’nun İnebolu ilçesinde doğdu.1951’de bugünkü adı Ted Ankara Kolejinden mezun oldu. 1957 de ise İtü İnşaat fakültesinden mezun oldu. Oğuz Atayla ilgili beni en çok şaşırtan detay inşaat fakültesi mezunu olduğuydu. Bir Bilim Adamının Romanı kitabında üniversite hocası Prof. Dr. Mustafa İnan’ı anlatmıştı. Keyifle okumuştum. Akademik hayatına Yıldız Teknik Üniversitesin’de öğretim görevlisi olarak devam etti. 1975’te doçent olan Atay, Topografya dersi için mesleki kitap yazdı. Bu arada çeşitli dergi ve kitaplarda makaleleri yazıları yer alıyordu.

Tutunamayanlar Oğuz Atay’ın ilk romanı oldu.1971 de iki cilt yayımlandı.Bu kitap ile birçok kitlenin ilgisini çekmeyi başardı. Tutunamayanlar 1970 yılında TRT roman ödülünü aldı ve 2002 yılında UNESCO kitabın ingilizceye çevrilmesi gerektiğini ve seçkin edebiyat eseri listesine alındığını duyurdu. Dil ve üslup olarak bir devir başlatan Atay, kitapta alışkın olduğumuz olay örgülerine bağlı ilerleyen hikâyelerin aksine daha çok izlenimler, ruhsal çözümlemeler, ayrıntılar yer alıyordu. Tutunamayanlar 671 sayfalık dev bir yapıt. Ayrıca kitapla ilgili çok ilginç bir detay var o da şu Oğuz Atay 70 sayfa boyunca noktalama işareti kullanmamıştır.

Kitapta ki karakterimiz Selim Işık intihar etmiş, arkadaşı Turgut Özmen bu ölümün ardından arkadaşının geçmişini araştırmaya başlamış ve onu ihmal ettiğini düşünüp onu tanıma yoluna çıkmıştır. Roman selimi tanıyan insanlara Turgut Özmen’in ulaşması ve arkadaşının özelliklerini onlardan dinlemesi ve bunu üzerine düşünmesi ile ilerliyor. Selim Işık burada düşünen ve sorgulayan insan figürüdür. Ancak hayata tutunamayanlardan biri olmuş ve intihar etmiştir.

Postmodern Türk romanı hakkında yazan ve Oğuz Atay’ı, dâhi ve çığır açan bir sanatçı olarak gören Yıldız Ecevit, ‘ben buradayım’ isimli kitabıyla Oğuz Atayı anlatmış ve tutunamayanlarda birçok otobiyografik unsur olduğunu söylemiştir. Tutunamayanlar roman ödülünü almasının ardından her eserde olduğu gibi unutulma noktasına gelmeye başlamıştı. Oğuz Atay yazdığı günlük kitabında bu durumu şöyle ifade etmiş “Ben, yaşarken unutulmuş biriyim. Tutunamayanlar kitabını duyduysanız Olric’i mutlaka duydunuz peki kimdir Olric: Turgut Özmen’in hayalı arkadaşıdır. Birçoğumuzun zihninde hayali arkadaşı vardır. Ara ara fikirler veren, bazen caydıran bazen destekleyen benim kitapta en keyif aldığım kısımlar Olric ile Turgut arasında geçen diyaloglar olmuştu.

Oğuz Atay bizlere yaşadığı olaylar sonucu çaresizlik, umutsuzluk yaşayan, bir şeylere yabancı insanların tutunamayışının hikâyesini iç hesaplaşmalarını yazdı. Oldukça uzun bir eser ancak sindire sindire belki okuma araları vererek tamamlanması gereken bir kitap bence. Belki kitabın sonuna ulaşmak için değil de okurken ki o süreci düşünceleri kavramak gerek. O da şöyle söylüyor: “Hayatımın, başı ve sonu belliydi; hiç olmazsa ortasını kaçırmamalıydım.” bence yazarımıza uyalım sonuna ulaşmak için okumayalım kitapları ve bildiğimiz bir sona rağmen geçip gidecek geri gelmeyecek anlar için yaşayalım. Eğer okumayıp dinlemeyi tercih ederseniz diye sesli kitap bağlantısı aşağıda yer almakta. Aldığım kaynakta tek bölüm yer alıyor. Devamına başka bir kaynaktan ulaşabilirsiniz. Tutunamayanlardan alıntılar ile yazımı noktalıyorum.

Sevgiler.

Ne gördün bütün kapıların birer birer kapandığı bu dünyada? Hangi kusurunu düzeltmene fırsat verdiler? Son durağa gelmeden yolculuğun bitmek üzere olduğunu haber verdiler mi sana? Birdenbire: “Buraya kadar!” dediler. Oysa, bilseydin nasıl dikkatle bakardın istasyonlara; pencereden görünen hiçbir ağacı, hiçbir gökyüzü parçasını kaçırmazdın. Bütün sularda gölgeni seyrederdin. Üstelik, “daha önce haber vermiştik” derler. “Her şeyin bir sonu olduğunu genel olarak belirtmiştik. Yaşarken eskidiğini ve eskittiğini söylemiştik.”

S/321

Sen öldün: ben de koridorlarında, anlamsız bekleyişlerin içinde ölüyordum. Gerçekten öldün mü Selim? Bu yalnızlık dolu koca dünyada bütün tutunamayanları öksüz bırakıp gittin mi?

s/297

“Yatağımın karşısında bir pencere var. Odanın duvarları bomboş. Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse uyarmadı beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.”

S/594

Bütün hayatımızı yersiz çekingenliklerle mi geçireceğiz Olric ? Cesareti yalnız kafamızda mı yaşayacağız?

S/357

Sesli Kitap İçin:

Gözden Kaçırmayın

Dostoyevski’ye Yeraltından Bi’ Bakış
5 Maddede Paris Anlaşması
Kaktüs Yaprağından Vegan Deri
2020 Yılına Bakış