Yeni yazılarımızdan haberdar olmak için bültenimize abone olabilirsiniz.

Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bülten

İklim Krizinde Utancın Etkisi: Eco-Shaming Kavramı

Sürdürülebilirlik, her kuşaktan ve her coğrafyadan insanın dikkatini çekmeyi başarmış önemli bir tartışma konusudur. Peki sürdürülebilir olmak nedir ve bizler yaşantımızla ne kadar sürdürülebilir olabiliriz? Elbette bu sorunun cevabı kime sorduğunuza bağlı olarak değişir. Günümüzde bireysel sürdürülebilirlik, plastik kullanımından beslenmeye, duş süresinden toplu taşımaya kadar her şeyi kapsar.

İnsanların bir kısmı tüm atıklarını ortadan kaldırarak son derece sürdürülebilir bir yaşam tarzı benimserken, kimileri toplu taşımaya yönelerek gezegendeki ayak izini düşürmeyi hedefliyor olabilir, diğer bir taraftan bazı insanlar sürdürülebilir yaşam için herhangi bir girişimde bulunmuyorken, bazılarının neden sürdürülebilir olmak gerektiği ile ilgili bir farkındalığı yoktur. Bu çeşitliliğin sebebini anlamak çok da zor değil çünkü maddi durum, yaşanılan toplum, fiziksel sağlık ve kalıplaşan alışkanlıklar dahil birçok etken yaşam tarzımıza ve seçimlerimize etki ediyor. Nasıl etmesin ki diye düşünüyor olabilirsiniz, açıkçası bu düşüncede haksız da sayılmazsınız.

Özellikle çevre dostu birinci sınıf ürünlerin doğasını kolayca fark ediyoruz ve bu ürünlerin sadece belirli kesimin simgesi olduğunu düşünüyoruz.  Fakat bu durumun gün geçtikçe iyileştiğini, herkes için erişilebilir çevre dostu alternatifler olduğunu görmezden gelemeyiz.

Nadir ve yüksek fiyatlı üretimden yaygın ve ucuz üretime geçiş, çevre dostu ürünlere yönelmeyi ve sürdürülebilir olmayı statüden ayırarak içsel bir hesaplaşmaya dönüştürüyor. Bu hesaplaşmayı biraz daha açarak aslında anlatmak istediğim ana konuya geliyorum. “2020’nin en önemli trendlerinden biri olan ‘Eco-shaming’ yani eko-utandırma, eko-utanç kavramı” 

Bu kavramı hiç duymamış olabilirsiniz ama birçoğunuzun etkilerini hissettiğine eminim. Özellikle sosyal medyada gezinirken ya siz bu utanca maruz kaldınız ya da bu utancı başkalarına siz hissettirdiniz.

Eko-utanç, çevre dostu olmayan ürünler, uygulamalar ve teknikler kullanan bir işletmeye veya doğrudan bir tüketiciye suçluluk ve utandırma duygusu hissettiren bir fenomendir. Tek kullanımlık ürünler kullanan birine doğrudan seslenmek veya sosyal medya ile dolaylı yoldan utandırmak buna örnek verilebilir. Bazı açılardan bu utandırma duygusu motive edici bir güç oluşturmuş ve çevreye duyarlılığının yaygınlaşmasına neden olmuştur. Bunun yanı sıra utanç yaygınlaştıkça olumsuz bir tutum da beraberinde gelmiştir.

Peki insanları alışkanlıklarından dolayı utandırmanın potansiyel olarak olumlu etkisi olduğunu düşündüren nedir?

Utanç duygusunu kullanarak sürdürülebilirliği yaymanın altında yatan en önemli sebep, değişime teşvik ederek daha sağlıklı bir gezegene kavuşmaktır. Bazı örnekler utanç duygusunun olumlu yönde etkilerini göstermiştir. En ünlü örneklerden biri olan Greenpeace’in, Nestle KitKat’ı hedef alarak hazırlamış olduğu videodur. Bu videoyla Greenpeace, Güneydoğu Asya’nın yağmur ormanlarını yok eden şirketlerden palmiye yağı tedarik ettiği için Nestle’yi utandırmak niyetindeydi. Gerçekten etkili bir yol oldu ve Nestle videodan iki ay sonra ormansızlaşmadan kaçınan yeni kaynak sağlama politikalarını duyurdu.

Başka bir örnek ise Eko utancın havayolu taşımacılığı üzerine oldu. Uçakların Karbon emisyonunun büyük miktarını oluşturması sebebiyle, düzenli uçuş yapan insanlar hedef alındı.  İsveç’te gezginler, insanları uçmaktan caydırmak için uçuş utancı anlamına gelen bir kelime icat ettiler, “Flygskam”

Bu yönde artan baskılar İsveç Havacılık sektörünü doğrudan etkiledi ve iç hat yolcuları Nisan ayında bir önceki yıla göre (2017) % 15 azaldı. Yapılan anketlerle isveçlilerin gezegenin yararı için uçmamayı tercih ettikleri ön plana çıktı.

Bu örneklerde olduğu gibi utancın etkisi, büyük markalara etkili bir mesaj vermede akıllıca kullanılmıştır.

Utanç etkisi ile farkındalık yaratmak çok önemli bir gelişme, fakat olumlu ve motive edici etkilerinin yanı sıra eko utandırma, bireylere psikolojik olarak zarar veren bir etkiye de sahip. Bir fotoğrafa, bir videoya veya herhangi bir harekete özellikle sosyal medya kanalıyla ağır eleştirilerde bulunarak saldırganlaşan insanlar, değişim mottosu ile hareket etseler bile asıl bu hareketle sürdürülemez bir durum yaratıyorlar. Bu yüzden eko utandırma biçimleri yanlış kullanıldığı zaman büyük bir itici güç oluşturuyor. Sonuçta karbon emisyon kaynaklarını incelediğimiz zaman burada en önemli rolü büyük şirketlerin oynadığını biliyoruz, bu noktada suçlu tek bir kişiymiş gibi lanse etmemek gerekiyor.

Tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmek gezegen için mutlaka bir fark yaratacaktır fakat gezegeni kurtarmak için tek başına yeterli olmayacaktır bu yüzden sürdürülebilir olmayan seçimler yapan kişiye doğrudan oklarımızı yöneltmek yerine, sürdürülebilirlik bilincini daha kapsayıcı şekilde ele alarak yaymak gerektiğine inanıyorum. Bu noktada birbirimize yardımcı olmalı ve önemli politika değişikleri için çalışmalıyız.

Araştırmalarım sonucunda eko-utandırma kavramını ve bu kavramla gelişen olumlu-olumsuz sonuçları örneklerle aktarmaya çalıştım. İşletmeler ve bireyler üzerinde yadsınamaz etkileri olan bu kavram bence hayatımızda katalizör etkisi görüyor. Eğer aradaki çizgiyi fark ederek, bu kavramı teşvik edici yönde kullanırsak iklim krizinde büyük bir yol katedebiliriz.