Fast Fashion

Sürdürülebilirlik | 180 Görüntülenme | 8 Dakika Okuma | 13 Mar 2021
Abone Ol

Hızlı Modaya Yakın Bakış  

Moda dünyasında sıkça bahsedilen bir kavram olan fast fashion aslında nedir? 

Hızlı moda, yüksek hacimli giyim üretmeye odaklanan bir tasarım, üretim ve pazarlama yöntemidir. Hazır giyim üretimi, ucuz stilleri halka sunmak için düşük kalitede malzemeleri kullanır. Bu ucuza yapılmış, modaya uygun parçalar, tüketmeye ve daha hızlı yayılmaya sebep olmaktadır. Ne yazık ki bu çevre, hazır giyim çalışanları ve nihayetinde tüketici bütçesi üzerinde zararlı etkilere neden oluyor. Hızlı moda tüm kaynaklarımızı tüketirken bu döngüyü stratejik yollar ile tüketiciye manipüle etmeye çalışıyor ve tüketici duygusal tatmin ile kendini bu girdabın içinde buluyor. Peki bir ürün bize gelirken nasıl aşamalardan geçiyor ve biz bir ürüne sahip olmak için gerçekten nelerden fedakarlık ediyoruz. Fast Fashion kavramına baş kaldırı niteliğinde bir duruş sergileyen Slow Fashion bunu durdurabilecek mi?  

Fast Fashion Nasıl oluştu? 

Zamanı biraz geriye saralım ve modanın geçmiş yıllarda aslında ne kadar yavaş olduğunu hatırlayalım. 1800’lü yıllardan önce kumaşınızı kendiniz dokumanız ve ham maddeyi kendiniz tedarik etmeniz gerekirken sanayi devrimi ile her şeyin değiştiğine tanıklık ediyoruz. Sanayi Devrimi dikiş makinesini dünyaya tanıtarak modanın hızlanma sürecinin temelini atarak fabrikaların ucuza yap sat modelini ortaya çıkarmış oldu. 1900’lü ve 2000 yıllarının sonunda hızlı moda zirveye ulaşarak tüm caddelere taşmış durumdaydı. Artık trendler daha ulaşılabilir ve daha ucuzdu. İnditex grupları dünyaca ünlü moda evlerinin önüne geçerek bir savaşın ayak seslerini duyurmuş oldu.  

Fast Fashion Etkileri Nelerdir? 

Hızlı modanın etkilerini düşündüğümüzde ilk aklımıza gelen çevresel faktörlerdir. Moda endüstrisi dünyada çevreyi en çok kirleten ikinci sektörlerin başında geliyor. Daha hızlı ve düşük maliyetli üretim yaparken ucuz ve toksik tekstil boyaları kullanımı gezegenimizde büyük tehlike uyandırıyor.  

Ucuz tekstil üretiminde en çok kullanılan kumaş ise polyesterdir. Polyester, fosil yakıtlarından oluşturulan basitçe düşünmek gerekirse petrolden üretilen bir plastiktir. Moda sektörünün vazgeçilmezi olan plastik çok dayanıklı ve ucuzdur. Şimdi etrafınıza bakın. Her şeyin plastik içerdiğini görebileceksiniz ve şimdi kıyafetlerinize bakın. Tek kullanımlık şişe veya bir yiyecek paket ambalajı giydiğinizi farkedeceksiniz. Her yıl 300 milyon tonun üzerinde plastik üretiyoruz ve bunun 8 milyon tonunun okyanuslarımıza gitmesi bekleniyor . Mikrofiberlerin küçük boyutlarından dolayı, çoğu besinimiz olan deniz hayvanları tarafından yutulabilirler. Yutulduktan sonra, bağırsak tıkanmasına, fiziksel yaralanmaya, vücuttaki hücrelerdeki oksijen seviyelerinde değişikliklere, değişen beslenme davranışına, büyüme ve üremeyi etkileyen düşük enerji seviyelerine neden olabilirler. Bundan dolayı, tüm ekosistemlerin dengesi etkilenebilir.  

Giysilerin üretilme hızı ile tüketilme hızı da bir o kadar eşdeğerdir. Üretirken ve tüketirken çok ciddi boyutlarda tekstil atığı oluşmaktadır. Peki bu atıklar nereye gidiyor? Bir çoğu yakılarak ya da toprağa gömülerek yok edilmeye çalışılıyor lakin bu bir çözüm olmamakla birlikte daha fazla soruna neden oluyor. Sadece Avustralya’da her yıl 500 milyon kilodan fazla istenmeyen giysi çöp sahasına atılıyor.  

Hızlı modanın çevresel etkilerinin yanı sıra bir diğer sorun ise insan hakları:

Hızlı moda tehlikeli ortamlarda düşük ücretlerde temel insan haklarını hiçe sayarak üretime zorluyor. Fiziksel ve zihinsel olarak yıkıcı bir etkiye sahip olan bu durum tarih 24 Nisan 2013’ü gösterdiğinde moda endüstrisinin maskesi yere düştü. Moda sektörüne kara leke olan dünyaca ünlü markalara üretim yapan Bangladeş’teki Rana Plaza giyim üretim kompleksi çöktüğünde 1.000’den fazla işçi hayatını kaybetmişti ve dünya bir gerçekliği fark etti. Moda dünyasının görünen parıltılı yüzü yerini tonlarca beton yığınına bırakmıştı. Bu acı olay moda sektörünün aslında hiç şeffaf olmadan bu çarkı döndürdüğünü tüm dünyaya göstermiş oldu.  

İnsana Yakışır İş Mümkün mü? 

1966 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen çok taraflı bir antlaşma olan Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’ne dayanan ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesince gerçekleştirilmesi hedeflenen ‘’insana yakışır iş’’ herkesin ekonomik, sosyal ve kültürel haklarından ayrıca medeni ve siyasi haklarından yararlanabileceği koşullar yaratılırsa başarılabileceğini öngörmüştür. 

Moda endüstrisi bu bağlamda düşük ücretlerde insan hakları ihlallerinin yapılmadığı bir sistem oluşturmak için moda markaları, perakendeciler ve tedarik zincirlerine insana yakışır işle ilgili davranış kuralları yayınlamayı hedeflemelidir. Önceliğin insani değerler olduğu etik iş modeli ve cinsiyet ayrımının olmadığı bir sistem için en küçük üreticiden başlayarak bilinç oluşturulmalıdır.  

Hızlı Modaya Başkaldırı  

Moda Endüstrisinde değişikliğe gidilmesi gerektiği gerçeği yadsınamayacak durumda. Peki dünyada buna karşı neler oluyor ve neler yapılıyor? Rana Plaza’nın çöküşü Moda Devrimi haftası sayılıyor ve insanlar ‘’Giysilerimi Kim Yaptı’’ diye soruyor. Yaşanan bu elim olayın sonrasında tüketiciler markalara ses çıkarma vicdanında hissediyor. Her ne kadar hızlı moda biz tüketicilere kullan ve israf et anlayışını benimsetmiş olsa da bir grup tüketiciler markalara başkaldırıyor.  Bunun yanı sıra sürdürülebilir, etik ve şeffaf moda anlayışı dikkat çekiyor. Son zamanlarda adından sıkça bahsettiğimiz sürdürülebilirlik kavramı bir kavram olmaktan öteye geçerek bir anlayış, bir bakış açısı belki de bir yaşam biçimi olmalıdır.  

Tüketici Olarak Neler Yapabiliriz ? 

Tüketici olarak bizlere düşen görevler var. Mevcut al, yap ve israf et modelinin önüne geçerek kaynaklarımızı koruyacak bir sistem oluşturmalıyız. Daha az satın almalı, daha iyi seçmeli ve kalıcı olmasını sağlamalıyız. 

– Onarım, yeniden kullanma, geri dönüştür .

– Geçmiş yıllarda anneanne ve babaannelerimizin zamanında yapmış oldukları kıyafeti onarma, tamir etme gibi çeşitli geri dönüşüm anlayışını sağlamayı hedefleyerek başlayabiliriz. 

– Giysileri ve tekstil atıklarını yok etmek için kıyafet kiralama yöntemini  kullanabiliriz. Yeni bir ürüne sahip olurken bu döngüyü kurmak ekosisteme katkıda bulunacaktır. 

– Kiralama ve yeniden satış platformlarına sıcak bakmak. Kullanmayacağımız giysilerimizi çeşitli satış platformlarında yeniden satışa sunarak o ürüne değer katmış oluruz.  

– İsraf olmayacak tasarımlar üretilmesini talep etmek ve minimal bir gardrop anlayışı benimsemek. Satın alacağımız giysilerin trendlerin ötesinde işlevsel ve zamansız parçalar olmasına dikkat etmeliyiz.  

– Çevre dostu kumaşlar seçmeye özen göstermek.  

– Sosyal medyanın ‘’yukarı kaydır’’ manipülasyonun önüne geçmek. Duygusal boşluktan yararlanan ve sürekli almaya teşvik eden bu algıyı kırmalı ve güncel bir sorun haline gelen bu davranış biçimini bir bilinç haline getirmeliyiz. 

– Fast Fashion kavramına başkaldırı niteliğinde Slow Fashion anlayışını benimsemek.  

Bu maddeler ile küçük bir adım atıp değişimi başlatmak için şimdi sıra sende!

Son olarak sevgili okuyucu sen bir plastikten daha fazlasısın. Sen gezegensin, sen okyanussun, sen topraksın… Kendi gerçekliğine sahip çıkma zamanı… Daha yaşanılabilir bir dünya için hızlı modaya sende sesini yükselt!  

KAYNAKLAR : Fashion Revolution

İlgili Yazılar: https://nuansdergisi.com/moda-devrimi/

Yazar

Gözden Kaçırmayın

Moda Dünyasında Dijitalleşme:Kurallar Yeniden Yazılıyor
Yemeğim Sürdürülebilir mi?
Herkes Kendi Boşluğunu Arıyor: Duygusal Minimalizm

Bizi Takip Edin!