Duygusal Canavarlar ve Tim Burton

Kültür-Sanat | 125 Görüntülenme | 6 Dakika Okuma | 16 Şub 2021
Nüans Google Haberler Abone Ol

“Ben oldum olası canavarları ve canavar filmlerini sevmişimdir. Çoğu canavarın aslında algılanmadığını, onların etrafındaki çoğu insan karakterinden daha samimi, candan olduklarını hissederdim. Benim peri masalım genelde canavar filmleriydi. Bu filmler bende belli duygulara yol açıyordu ve ben yetiştiğim yerle o filmleri ilişkilendiriyordum.”

Tim Burton

Eğer bir filmin başında “A TIM BURTON FILM” yazısını görüyorsanız kendinizi hazırlayın, harika bir film sizi bekliyor.

Onu bütün hüzünlerin, karanlığın içinden duyulan hareketli bir müzik olarak tanımlamak mümkündür. Kimilerine göre sıra dışı ve tuhaf, kimilerine göre abartılı, kimilerine göre mükemmel, kimilerine göre absürt… Uzar gider.

Tim Burton, kendine özgü tarzıyla tanınan bir ressam, yönetmen ve yazardır. Birçok güzel filme imzasını atmış olan yönetmenimiz, özellikle stop-motion filmleriyle tanınmıştır. Bu yazıda yaşadıklarına ve ona ilham olan şeylere ufak bir değinelim dedik.

Tim Burton’ın hayat yolcuğu kendisine tamamen zıt olan güneşli, cıvıl cıvıl bir yerde başlamıştır. 1958 yılında Burbank, Kaliforniya’ya bütün karanlığıyla dev bir yağmur bulutu çökmüş ve kendisinin istiridye çocuğun hüzünlü ölümü hikâyesinde anlattığı gibi doğum gerçekleşmiştir.

” Dileği gerçekleşti – bir bebek dünyaya getirdi.

Ama bu ufaklık insan mıydı?

Şeyi

belki.

Ellerde ayaklarda on parmak

Kafası çalışıyor, gözleri desağlam

İşitiyor, hissediyor da.

Ama normal mi?

Pek sanmam.

Bu olağandışı doğum,bu hilkat garibesi

Kötü talihlerinin başı, sonu ve özetiydi”

İstiridye çocuğun hüzünlü ölümü

Burton bir röportajında, “Burbank, orta sınıf bir banliyöydü ve kendimi uzaylı hissediyordum” demiştir. Tim Burton bu dönemlerde uzaylı gibi hissetmekten kurtulmak için hayal gücüne sığınmıştır. Çevresi tarafından da tuhaf bir çocuk olarak nitelendirilen Burton’ın  kendini Frankenstein, komşularını da öfkeli köylülere benzettiği olmuştur.

Tim Burton, diğer çocuklar bisiklet sürüp top oynarken, mezarlıklarda ve müzelerde vakit geçirmiştir. Korku filmelerine , bilim kurguya, karikatürlere, çeşitli illüstratörlere olan ilgisini keşfetmiş ve esin kaynaklarını bulmuştur. Burbank’te Vincent Price ve Christopher Lee’nin eski canavar filmleriyle tanışmış, bunlardan ilham alarak sanatına aktarmıştır.

Tim Burton için çizim düşünme, görme ve iletişimin bir parçasıdır. “Çocukken konuşkan biri değildim. Çizim benim için bir iletişim yoluydu.”    diyen Tim Burton cebinde mutlaka kağıdı ve kalemiyle gezermiş.

İstiridye Çocuğun Hüzünlü Ölümü ve Diğer Hikayeler kitabında yer alan bazı karakter çizimleri.

Ailesiyle anlaşamadığı için küçük yaşlarda babaannesinin yanına taşınarak, bu dönemlerde ilk stop- motion filmini çekmeye başlamıştır. California Institute of the Arts okuluna gittikten sonra Disney’de animatör olarak çalışmaya başlamıştır. İlk başlarda güzel övgüler alan Tim Burton, ilerleyen zamanlarda fazla karamsar ve Disney minnoşluğundan yoksun bulunmuştur. Daha sonrasında ise Disney ile yollarını ayırmıştır.

Burton, sürrealizm, ekspresyonizm ve pop sürrealizm (lowbrow art) akımlarından fazlaca etkilenmiştir. Resimlerindeki ince keskin çizgiler, kocaman yusyuvarlak gözler, karalamalar ve kara mizah onun bir imzası gibidir. Onun tarzını gördükten sonra, bir resmin onun olup olmadığını anlamak adeta çocuk oyuncağıdır.

Sinemasında ise özellikle alman dışavurumculuk akımından etkilenmiştir. Ekspresyonizmin imzası gibi olan perili evler, duygusal canavarlar Burton’ın eserlerinde fazlaca yer almıştır. Renkli renkli evlerin ardında gotik bir şato, gölgeler, silüetler, absürt dekorlar, abartılı farklılıklar sineması için vazgeçilmez olmuştur.

Alman dışavurumculuk akımına ait önemli bir film olan Nosferatu ‘nun, Tim Burton filmindeki bir yansıması.

Onun sanatında hep hüzün vardır, yalnızlık vardır ama bir taraftan da sevgi vardır, neşe vardır. Hem komiktir hem de karanlıktır. Bu yüzden olacak ki onun tarzını “Burtonesk” olarak adlandırmışlar.

Eserlerinde genelde diğer insanlarla uyumsuz olan, dünyadan kopuk, gerçek kişiliğini arayan karakterlere yer vermiştir. Çalışmalarının çoğundaki ana mesaj kendine dürüst ol şeklindedir ve karakterleri bunu yaratıcılık yoluyla yapar.

Bu kadar hüzün hüsran vardır da işin içinde ölüm yok mudur? Elbet vardır! Demiştim zaten adam küçükken top oynayacağına mezarlık mezarlık geziyormuş. Dolayısıyla Tim Burton’ı en çok etkileyen şeylerden biri de Latin Amerika’da ve İspanya’da kutlanan Ölüler Günü. Kafataslarıyla, iskeletlerle, güllerle, çiçeklerle, renklerle, danslarla kutlanan bugün Beterböcek, Noel Gecesi Kâbusu, Ölü Gelin filmlerine belli ki harika bir ilham olmuştur.

Ölüm, Tim Burton eserlerinde, şiirsel ama alaylı bir şekilde ele alınır. Edgar Allen Poe ve Roald Dalh’ın alışılmadık hikayeleri bu konuda ona ilham olmuştur.

Filmleri ve çizimlerinde sık sık gördüğümüz siyah beyaz çizgilerle tasarlanmış kostümler,canavarlar,karakterler ise Dr. Seuss’ un hikayeleri ve çizimlerinden ilham almıştır. Kostümlerde, siyah beyaz çizgilerin yanında, Victoria tarzı da dikkat çekmiştir.

Hayatı bu kadar trajik, korkunç, güzel ve de komik olarak anlatan bu harika evrene dahil olmak isterseniz, size en sevdiğim filmi olan  “Beterböcek” filmi ile başlamanızı öneririm. 1988 ilkbaharında gösterime giren bu film 15 milyon dolarlık bütçesine karşılık 75 milyon dolardan fazla hasılata ulaşmıştır. Burton’ın meşhurluğunun ilk adımlarından biri olan bu film, daha sonralarda televizyon dizisine, çizgi filme ve hatta video oyununa dönüşüvermiştir.

İstiridye çocukla başladığım yazımı, yine istiridye çocuğun çocuğun kısa bir hikayesiyle bitirerek sizleri uğurlamak isterim.

” İstiridye Çocuk Cadılar Bayramı’nda,

insan kılığına girmeye karar verdi.”

İstiridye Çocuk Dışarı Çıkıyor

Gözden Kaçırmayın

Teknoloji Etik Algısını Ne Kadar Parçalıyor?
Ölümle Satranç Oynamak: Ingmar Bergman
Blockchain Geleceğin Omurga Teknolojisi mi?