Dünya Edebiyatında İz Bırakan 7 Başarılı Kadın

Kültür-Sanat | 90 Görüntülenme | 10 Dakika Okuma | 08 Mar 2021
Nüans Google Haberler Abone Ol

Kadınlar tarih boyunca hayatın her alanında büyük zorluklarla ve ayrımcılıklarla karşı karşıya kaldı, çeşitli hakları hiçe sayıldı. Yaptıkları çalışmalar ve zorluklarla elde ettikleri başarıları önemsiz, fazla romantik veya entelektüel olmadıkları gerekçesiyle göz ardı edildi. Bazı kadın yazarlar, seslerini duyurabilmek için erkek kimliği maskesiyle yazma ihtiyacı bile duydular. Tüm eşitsizliklere rağmen tarih boyunca gücünü ispatlayan ve dimdik duran kadın edebiyatçıların hikayesini, onlara teşekkür etmek ve tüm kadınlara ışık olması için derledik. İşte tüm dünyanın hayranlıkla okuduğu, tarihe adını yazdıran 7 kadın edebiyatçı!

1. Agatha Christie

Asıl Adı Agatha Mary Clarissa Miller Christie Mallowan olan başarılı yazar 15 Eylül 1890’de İngiltere’de doğmuştur. Aynı zamanda “Mary Westmacott” takma adıyla da yazılar yazan Christie, dislektik olmasına rağmen okumayı her zaman çok sevmiş ve bu yazılarına da yansımıştır. Belçikalı Dedetktif Hercule Poirot ve Miss Jane Marple karakterlerinin yaratıcısı Christie; romanlarının yanı sıra romantizm serileri, çocuk kitapları hatta sahne oyunları da yazmıştır. Kitapları büyük beğeniyle okunmakla beraber 113 dile çevrilmiş, “Beklenmeyen Şahit” oyunu ise New York Drama Critics Circle tarafından, 1954-1955 sezonunun en iyi yabancı sahne oyunu seçilmiştir. Başarılı yazar 1967’de İngiliz Araştırma Kulübü’nün başkanı olmuş, 1971 yılında İngiltere’nin en yüksek onur ünvanı olan “Britanya İmparatorluğu Kadın Komutanı” ünvanını almıştır. Yüzlerce esere imza atan ve tüm zamanların en çok satan İngiliz roman yazarı Agatha Christie 13 Ocak 1976’da Wallingford, İngiltere’de ölmüştür.

2. Jane Austen

Hampshire’da 1775 yılında doğan Jane Austen roman yazmaya 14 yaşında başlamıştır. Dolaysız ve sade anlatımı, sosyal olaylara ironik bakış açısı ve güçlü kadın karakterleriyle, 19. yüzyılda modern roman dilini oluşturan İngiliz roman yazarı, güçlü kadın anlatımlarıyla okurlarının dikkatini çekmiştir. İlk kitabı olan “Sağduyu ve Duyarlılık” 1811 yılında okuyucularıyla buluşmuştur. Dünyaca tanınmasına zemin hazırlayan romanı “Gurur ve Önyargı” -diğer ismi ile Aşk ve Gurur- dünya klasikleri arasına girmeyi başarmış, eşsiz bir eserdir. Austen’ın kitapları, filme ve televizyon dizilerine de uyarlanmıştır. Yaşadığı dönem de dahil olmak üzere günümüzde hala en çok okunan kadın yazarlardan biridir. 1916 yılında yakalandığı meme kanseri Austen’ı yazmaktan alıkoymuş ve “Sanditon” kitabını tamamlayamadan 1917 yılında da vefat etmiştir.

3. Mary Shelley

Dünyaca ünlü “Frankenstein” ile tanıdığımız Mary Shelley 1797’de Londra’da doğmuştur. Kadın hakları savunucusu olan ve bu konuda yazılmış kitapları olan annesi, Mary doğduktan 10 sene sonra hayatını kaybetmiştir. Okulda uzun süreli bir eğitim almayan Mary’i babası eğitmiştir. Bir gece yatarken aklına ani bir ilhamla “Frankenstein” gelmiş ve bu fikri bir hikaye şeklinde yazmıştır. Daha sonra eşi Percy Shelley, bunu bir romana dönüştürmesi ve yayınlaması için onu cesaretlendirmiştir. Çiftin İtalya’ya taşındığı 1818 senesinde birer yıl arayla iki çocuğunu kaybeden Mary Shelley duygusal olarak zor bir döneme girmiş ve kendisini tamamen yazmaya vermiştir. 1822’de arkadaşlarıyla yat gezisine çıkan kocası Percy ise, çıkan fırtınada kaybolmuş ve hayatını kaybetmiştir. Mary tüm bu acı olayları henüz 25 yaşındayken yaşamıştır. Kocasını kaybettikten sonra İngiltere’ye dönmüş ve yazmaya devam etmiştir. Bölgesel felçlerden muzdarip olan yazar, 1 Şubat 1851’de hayatını kaybetmiştir.

4. Virginia Woolf

Eleştirmen ve usta feminist yazar Virginia Woolf 1882’de Londra’da dünyaya gelmiştir. Devamlı bir ruhsal çöküntü ile baş eden Virginia Woolf, bu durumunu eserlerine yansıtarak eşsiz eserler ortaya çıkarmıştır. Yazmaya 1905’lerde başlayan Virginia Woolf’un ilk kitabı olan “Dışa Yolculuk” 1915’te yayımlanmıştır. Bu kitabın yazımı oldukça uzun sürmüş, bir yıl içinde üç kez tekrar yazılmıştır. Annesinin ölümünü yenmesi üzerine yazılan bu kitap ilginç olduğu kadar etkileyicidir. “Gece ve Gündüz”, Virginia Woolf’un ikinci romanıdır. Yazarın bilinç akışı tekniğini kullandığı ve klasik gerçekçi üslupla kaleme aldığı bu eser; olay örgüsü, gerçek mekan tasvirleri, özenle betimlenmiş karakterleri ve dönemin atmosferini yansıtmasıyla dikkat çekmiştir. Yazar diğer eserlerinde de nesnel gerçekliğin ve tarihselliğin insan bilincindeki yansımalarını birbirinden farklı karakterlerde ustalıkla canlandırmıştır. Yaşadığı dönemdeki ruhsal çöküntüsü ve savaşın başlamasıyla büyük korku içinde kaybolan yazar bu duruma dayanamamış, 28 Mart 1941’de ceplerine taş doldurarak bir nehirde intihar etmiştir. Trajik hayatına rağmen edebiyat dünyasında derin bir iz bırakan yazar, sadece edebiyat değil cinsiyet eşitliği konusunda da birçok fikrin önünü açmıştır.

5. J.K Rowling

Joanne Kathleen -bilinen adıyla J. K. Rowling– 31 Temmuz 1965 İngiltere doğumludur. İlk yazısı olan “Tavşan” adlı hikayesini 6 yaşındayken kardeşine yazmıştır. 11 yaşına geldiğinde de konusu, yedi tane lanetli elmas ve onlara sahip olan insanlar olan ilk romanını yazmıştır. Yüksek öğrenimini Exeter Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamlamıştır. 1990 yılında Manchester‘dan Londra‘ya dönerken yaptığı uzun tren yolculuğu sırasında “Harry Potter” fikrini bulmuş ve o akşam ilk kitabı yazmaya başlamıştır. Bu yıllarda Portekizli televizyon muhabiri Jorge Arantes ile evlenmiş ve Jessica Isabel adında bir kızı olmuştur. 1993 yılında eşinden ayrılmış ve henüz kitabı da bitirmemişken kendisine klinik depresyon teşhisi konulmuştur. Bu dönemde kardeşinin yanına Edinburgh’a yaşayan ve tek geçim kaynağı işsizlik maaşı olan Rowling, ilk kitabı olan Harry Potter ve Felsefe Taşı‘nı burada -şimdi bir Çin lokantası olan Nicolson’s Café’de- tamamlamıştır. Yazarın adı, ilk kitabının basımında “J. K. Rowling” şeklinde yer almıştır. Çünkü yayınevi erkek okuyucuların, kadın bir yazarı okumaktan çekineceğini, yazarın erkek olduğu izlenimini uyandırmak okunmasını sağlayacağını düşünmüştür. 1998’de, Warner Bros, kitapların film haklarını yedi rakamlı bir çek ile almış ve Rowling’in ünü beyaz perdeye taşınmıştır. Filmler kitapların başarısını arttırmış ve Harry Potter’ı en çok tanınan medya ürünlerinden biri haline getirmiştir. Harry Potter serisi tüm dünyada 400 milyon kopya satarak hem kitabı hem de yazarı büyük bir üne kavuşturmuştur. Rowling ise kitap yazarak dolar milyarderi olan ilk yazar ve Birleşik Krallık‘ın en zengin kadını unvanlarını elde etmiştir. Servetiyle Uluslararası PEN Kulübü gibi kurumlara ve Birleşik Krallık İşçi Partisi’ne yüklü miktarda bağışlar yapmıştır.

6. Simone de Beauvoir

Simone de Beauvoir, 9 Ocak 1908 tarihinde Paris, Fransa‘da doğmuş başarılı bir yazar ve feminist bir filozoftur. Sorbonne Üniversitesi’nde felsefe eğitimi almış ve 1929 yılında mezun olmuştur. 1929’da seçkin Ecole Normale Superieure’ye kaydolmuş ve Sorbonne’da kurs alan, hayatı boyunca herhangi bir resmi ilişki olmaksızın birlikte yaşayacağı Jean-paul Sartre ile tanışmıştır. Sartre’nin felsefede 1. olduğu sene, Simone ikinci olur ve bu ilk karşılaşmalarından sonra Jean-paul Sartre ve Simone de Beauvoir ayrılmaz bir ikili olmuştur. Simone, üniversiteden mezun olduktan sonra Fransa‘nın en genç kadın felsefe öğretmeni olmaya hak kazanmış ve öğretmenliğe başlamıştır. Bu görevini yazarlığa başladığı 1943 yılında bırakmış ve “Konuk Kız” adlı Rouen okulundaki öğrencilerinden Olga Kosakiewicz ile olan kronik lezbiyen ilişkisinin öyküsünü yayımlamıştır. Bu öykü aynı zamanda Simone ile Sartre arasındaki karmaşık ilişkiyi ve ilişkinin bu müdahil yapıdan nasıl zarar gördüğünü anlatır. Simone de Beauvoir‘in en önemli eseri 1949 yılında yazdığı, kadınların gördüğü baskıların bilimsel incelemesini yaptığı ve modern feminizmin temellerini kurduğu “İkinci Cins” adlı eseridir. Freudcu yönleri ağır basan feminist bir varoluşçuluğun göze çarptığı kitapta varoluşçulukta olduğu gibi temel prensip olarak var oluşun özden önce geldiğini kabul etmiş ve “Kadın doğulmaz kadın olunur.” prensibinin altını çizmiştir. Simone de Beauvoir, 14 Nisan 1986 tarihinde Paris, Fransa‘da 78 yaşında ölmüştür. Paris’te Cimetière du Montparnasse Mezarlığı’nda 15 Nisan 1980 tarihinde ölen Fransız yazar Jean-paul Sartre’nin yanına gömülmüştür. Mezar taşında isimleri alt alta yazılıdır.

7. Slyvia Plath

Son olarak kadın bir şairle karşınızdayım. Hayatının her evresinde ileri seviye manik-depresif bozuklukla savaşan Slyvia Path; 27 Ekim 1932’de, Alman bir baba ve Amerikalı bir annenin kızı olarak dünyaya gelmiştir. Çocukluğunda yaşadığı zor günlerin izleri ileri yaşlardaki ruh haline de oldukça belirgin bir biçimde yansımıştır. İlk şiirini 8 yaşında babasını kaybettiğinde yazmıştır. Sylvia Plath’in ismi Virginia Woolf, Simone de Beauvoir gibi isimlerle beraber 20. yüzyılın en büyük kadın edebiyatçıları arasında geçmiştir. Gizdökümcü şiirin en büyük temsilcilerinden biri olan Plath, “Sırça Fanus” isimli eseriyle bilinir. Yazdıklarını kırılgan, karamsar ve duygusal bir dille kaleme almıştır. 11 Şubat 1963 yılında fırının gazını açıp kafasını fırından içeri sokarak intihar etmiştir. Birçok yazar ve sanatçının ilham kaynağı olan Sylvia Plath ilginç ve gizemli yaşam öyküsüyle ölümünün üzerinden yıllar geçmesine rağmen günümüzde hala merak uyandırıyor ve çok konuşuluyor.

Sylvia Plath, Nilgün Marmara‘nın da ilham kaynağı ve ruh arkadaşıydı.

Tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun. Beraber daha güzel yarınlara!

Gözden Kaçırmayın

Başka Bir Su Yönetimi Mümkün
Teknoloji Etik Algısını Ne Kadar Parçalıyor?
Cinsiyetsiz Koleksiyonların Geleceği
Yeşil Ve Huzurlu Bir Alan Yaratmak: Mel’s World Kurucusu ile Söyleşi