Dünya Bizi Taşıyamaz Durumda

Sürdürülebilirlik | 169 Görüntülenme | 4 Dakika Okuma | 12 Ara 2020
Nüans Google Haberler Abone Ol

Çok yakın bir tarihte, bizler için pek iç açıcı olmayan bir araştırma yazısı okudum ve aklıma ilk gelen şey, Hubert Reeves’in “Doğa ile savaş halindeyiz. Eğer kazanırsak, kaybedeceğiz.” sözü oldu. Bir çoğunuz duymuş ve durup bir an düşünmüşsünüzdür bu kısacık ama bir o kadar da anlamlı ve yaşadığımız yüzyılı özetler nitelikteki sözü.

Bu sebeple yazıma bu sözü hatırlatarak başlamak istedim.

Okuduğum araştırma yazısı dünyayı nasıl ele geçirdiğimiz ve korkunç bir şekilde hüküm sürmemiz ile ilgili bir çalışmanın çıktısıydı. Tabii bilim insanları tarafından, benim pek de bilimsel olmayan başlığım, “Küresel insan yapımı kütle, yaşayan tüm biyokütleyi aşıyor.” şeklinde adlandırılmış.

İnsanlık olarak ne kadar şey yarattık? Ve bu süreçte, doğal dünyanın ne kadarını tükettik veya yok ettik?

Sanayi Devriminden bu yana doğal dünya küçülmeye devam ederken, ‘antropojenik kütle’ yani evler, yollar, altyapılar, arabalar, uçaklar ve aklınıza gelebilecek birçok şey dahil olmak üzere yaratılan, tüm insan yapımı malzemelerin kütlesi büyüdü. Çalışmalar neticesinde, beton, metal, plastik, tuğla ve asfalt üretimi de dahil olmak üzere insan faaliyetinin, Dünya’daki genel canlı biyokütleden daha ağır bastığı sonucuna varıldı.

Weizmann Enstitüsü’nden bilim insanları, 1900’den günümüze küresel biyokütle ve insan yapımı kütlede meydana gelen değişiklikleri incelediler ve insan yapımı malzemelerin kütlesinin artık Dünya’daki tüm canlı organizmalarla aynı kütleye ulaştığı sonucuna vardılar. Bu korkutucu bir nokta çünkü insan ve doğa arasındaki dengenin bozulduğu artık verilerle ortada. 

İnsan yapımı kütlenin büyük bir kısmını beton, agregalardan yapılan binalar ve altyapılar oluşturuyor. Daha sonra tuğlalar, asfalt ve metaller geliyor. Plastik ise, antropojenik kütlenin küçük bir kısmını oluştursada tüm kara ve deniz canlılarının toplam kütlesinin çok üstünde. Hatta ortalama olarak her hafta, her insanın kendi vücut ağırlığından daha fazla insan yapımı maddenin yaratılmasından sorumlu olduğumuz belirtildi. Bu hız devam ederse, insan yapımı kütlenin 2040 yılına kadar tüm canlıların ağırlığının üç katına çıkması bekleniyor.

Burada araya girip şunu da söylemekte fayda var; bu dengenin bozulmasında sadece ürettiklerimiz rol oynamıyor. İnsanlar, insan yapımı kütlenin artışının yanı sıra biyokütleyi azaltan faaliyetlerde de bulunuyor. Ormansızlaşma ve insanların neden olduğu arazi kullanımındaki değişimlerin bitki kütlesini önemli ölçüde küçülttüğü, aşırı avlanma ve çiftlik hayvanlarının yetiştirilmesinin de genel biyokütleyi azalttığı bir gerçek.

Aslında antropojenik (insan kaynaklı) kütlenin artışı bilim insanlarını da bu konuyla ilgilenen diğer insanları da çok şaşırtan bir gelişme değil, fakat bu faaliyetlerin etkilerinin bu denli ani ve kayda değer oluşu mevcut jeolojik dönemin yeniden Antroposen olarak adlandırılmasını gündeme getirdi.

Itai Raveh

Artık gündemimiz bu yönde, kafamızı çevirsek bile bu sorunlar tüm netliğiyle karşımızda duruyor. 2020’nin bitmesine çok az bir zaman kaldı ve yeni yılın iyi olmasını temenni etsek de, bir sonraki yılımızın hep daha kötüye gideceği vurgulanıyor. Bugün aktarmaya çalıştığım haber ve türevlerine baktığımda çoğu zaman ben de bu olumsuzluğa kapılıyorum fakat çözümlerin bir sorunu dert etmekle başladığının da bilincindeyim. Bu yazıyı benim gibi genç arkadaşlarım okuyorsa üzerine düşen sorumluluğu fark etmiş ve bunu kendine dert etmiş demektir. Bunu değiştirmek için, bilinç oluşturmak ve yaymak öncelikle yapabileceğimiz en başarılı adım belki de.

Gözden Kaçırmayın

Güne Mutlu Uyanmak
Amaç 11: Sürdürülebilir Şehirler ve Yaşam Alanları
Herkes Kendi Boşluğunu Arıyor: Duygusal Minimalizm
Çevrim İçi Dünyada Çevresel Etki: Dijital Karbon Ayak İzi