Cittaslow: Sakin Şehir Felsefesi

Yaşam | 59 Görüntülenme | 6 Dakika Okuma | 20 Nis 2021
Nüans Google Haberler Abone Ol

Modern Kent Karmaşası

Uzun bir süredir alışkanlıklarımızdan çok farklı deneyimler edindiğimiz pandemi dönemini yaşıyoruz. Zaman algımızla ilgili şüpheye düştüğümüz anlar da oldu bu dönemde. Hayatlarımızın zorunlu olarak bir nebze yavaşladığı bu dönemi bir kenara bırakıp pandemi döneminin öncesini ya da meçhul sonrasını düşünürsek şehirlerde yaşayan insanlar olarak hayatlarımız çok hızlı ilerlemiyor mu sizce de?

Ne kadar hızlı yaşadığımızın hatta yaşayamadığımızın farkında mısınız?

Şüphesiz modern insanın kontrol edemeden içinde bulunduğu bu “hız”, bugün karşılaştığımız en büyük problemlerden biri. Modern insanın yaşadığı modern kentler ise bugün hayatın hızlı yaşandığı ve her şeyin hızlı tüketildiği yaşam alanları konumunda. Bu kentlerdeki manzara, kocaman bir karmaşadan farksız. Herkes günlük eylemlerini daha hızlı gerçekleştirebilmenin yollarını ararken yaşadığı herhangi bir andan keyif alacak vakti bulamıyor. Şehirlerde yaşayanların her zaman yetişecekleri bir yer ve ulaşacakları bir hedefleri var. Bu karmaşa ve hız beraberinde, o kentte yaşamak durumunda olan herkese sınırsız tüketim isteği, sağlıksız beslenme, gürültü, trafik, kirlilik, sağlık sorunları, geçimsizlik, yalnızlık, stres ve endişe sunuyor.

Bugün bilinçli her bireyi en çok üzen durum, doğanın yüzyıllar süren egemenliğini hiç istemeden de olsa insan hırsına ve beton yapılara bırakmak zorunda kalması. Kentlerde, ağaçların yerini apartmanlar alıyor ve denizin önünü gökdelenler kesiyor. Otoyollar, otoparklar ve otomobiller göze çarpan her yerde. Bu durum şehirlerde yaşayan insanlar için yaşamı inanılmaz zor bir hale dönüştürürken aynı zamanda dünyanın geleceği için de inanılmaz büyük bir sorun arz ediyor. Yeşille mavinin yerini grinin aldığı bu tablo fazlasıyla can sıkıcı ve ümit kırıcı.

Cittaslow Felsefesi Nedir?

Modern şehirde yaşayan modern insanın içinde bulunduğu kaçınılmaz karmaşa ortamından soyutlanmış yerler de var elbette. Sınırların ve sunulanların ötesini görmek isteyen insanlar, 1999 yılında İtalya’da, nüfusu 50 altında olan kentlerin üye olabildiği bir belediyeler birliği kurarlar. İtalyanca “citta (şehir)” ve İngilizce “slow (yavaş)” kelimelerini birleştirip “Cittaslow” yani “Sakin Şehir” adını verirler bu birliğe. Daha sonra bu oluşum, sadece İtalya veya Avrupa sınırları içerisinde kalmaz, dünyaya yayılarak evrensel bir hal alır.

“Başka bir dünya mümkün!” diyen Cittaslow felsefesi, yaşamın yaşamaktan zevk alınacak bir hızda yaşanması gerektiğini savunuyor. Kendine yeten, sürdürülebilir, el sanatlarına, doğasına, gelenek ve göreneklerine sahip çıkan bu kentlerin aynı zamanda altyapı sorunları olmayan, yenilenebilir enerji kaynakları kullanan, teknolojinin kolaylıklarından yararlanan kentler olduğunu unutmamak gerekir. Tüm bunları yavaş yaşam, kent ruhu, sürdürülebilir kalkınma ve yavaş yemek olarak 4 başlıkta özetleyen Cittaslow felsefesinin bir hedefi de bu sakin ve gelişmiş kentlerin, modern şehirler karşısında gerçekçi bir alternatif olmasını sağlamak. Şehirden uzak ve şehre hiç benzemeyen yerlerden bahsediyoruz aslında. Buralar insanın doğayla iç içe olduğu, tüketmek için yaşamadığı ve yaşarken ürettiği, sabahları defalarca kapatılan alarmlarla değil doğanın kendine özgü yöntemleriyle uyandığı, bir ağacın gölgesinde oturabildiği, gökyüzünde yıldızları rahatlıkla seçebildiği, yaşadığı mekânda onlarca güvenlik önlemini gerekli görmediği yerler.

Birliğe başvuran kentler, 72 farklı kritere göre değerlendiriliyorlar. Bugün dünyada 30 ülkede 276kent bu oluşumun bir parçası. Türkiye’de de 18 tane Cittaslow bulunuyor, bunlar:

  1. Ahlat    
  2. Akyaka
  3. Eğirdir  
  4. Gökçeada          
  5. Gerze  
  6. Göynük
  7. Güdül  
  8. Halfeti 
  9. Köyceğiz             
  10. Mudurnu           
  11. Perşembe
  12. Şavşat
  13. Seferihisar         
  14. Taraklı 
  15. Uzundere          
  16. Vize      
  17. Yalvaç  
  18. Yenipazar

Tek Çözüm Gitmek mi?

Hız ve tüketim odaklı şehirlerde yaşayan bireyler olarak, muhtemelen bulunduğumuz yerden uzaklaşmaya, hayatı yavaş ve sakince yaşamaya, temiz bir çevrede gündüzleri daha çok yeşil, geceleri daha çok yıldız görmeye, alışveriş merkezlerine değil de kumsallara ihtiyacımız var. Bu ihtiyacı görmezden gelmek kişinin benliğini hiçe sayması gibi yersiz. Peki, herkes şehri terk edip bir “sakinşehir” e mi yerleşmek zorunda?

Tek çözümün gitmek olduğunu savunmak konuyu oldukça dar bir açıdan incelemek gibi. Şehirden gitmek isteyip henüz yeterli imkânlara sahip olamayanların, imkânı olmasına rağmen alışkanlıklarını terk etmek istemeyenlerin, hızlı şehir yaşamını sevenlerin ya da bunun gibi birçok öznel sebeple şehirden gitmeyi hiç düşünmeyenlerin varlığını göz ardı etmek hiç de mantıklı sayılmaz.

Özetleyecek olursak şehir hızlı olabilir ancak yaşam bize ait, yaşamımızda hızımızı belirleyende biziz. Tüketim tercihlerimizi gözden geçirmek, yaşam kalitemizi artıracak eylemlerde bulunmak için geç değil. Yürürken yere değil gökyüzüne bakmak, etrafımızın farkında olmak, yaşadığımız her anın kıymetini bilerek yaşamak bizim elimizde. Elbette tek çözüm gitmek değil, çözüm benliğimizin kendisi. Sakin Şehir’e gidemiyorsak, şehrimizi sakinleştirebiliriz! *Eğer Cittaslow kavramı ile ilgili daha fazla bilgi edinmek isterseniz, önce aşağıdaki bağlantıları ardında da dünya çapında sakin şehirleri ziyaret edebilirsiniz.

Kaynaklar: 1 2


Bu yazıyı sevdiyseniz, bununla bağlantılı Slow Food Hareketi yazımıza da göz atabilirsiniz.


Gözden Kaçırmayın

Cittaslow: Sakin Şehir Felsefesi
Yeni Yıl Hediye Önerileri: Sosyal Girişimler
Büyükbaş Hayvanların Küresel Isınmaya Etkisi
Plastik Atıklar: Gezegenimizin Başlıca Sorunu