Aşk Acısının Yürek Burkan Sesi; Monna Rosa

Kültür-Sanat | 121 Görüntülenme | 6 Dakika Okuma | 16 Şub 2021
Nüans Google Haberler Abone Ol

Aşk, bu zamana kadar çoğu şairin ilham kaynağı olmuştur. Bizler şiir okurken bazen hiçbir anlam aramadan okur geçeriz bazen ise dizelerde takılı kalır, kelimelerin arasında kayboluruz. Halbuki okuyup geçtiğimiz şiirlerin arkasında ne büyük aşklar, acılar, ayrılıklar gizlidir…

Tek gül anlamına gelen “Monna Rosa” da acıklı ve gizemli bir aşk şiiridir. Bu şiirde bir Doğu çocuğunun, içine düştüğü ve kimseye itiraf edemediği imkansız bir aşkın duygu dolu dizeleri yer alır, aynı zamanda Türk edebiyatının en mahrem akrostişidir. Bu 14 kıtalık şiirin kıta başlarındaki harflerin yan yana getirilmesiyle ortaya Muazzez Akkaya’m” çıkar.

Sezai Karakoç; ilkokulu Diyarbakır, ortaokulu Gaziantep ve liseyi Kahramanmaraş’ta tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesini kazanır ve gider ama başına geleceklerden habersizdir…

Sezai Karakoç Ankara’da eğitim görürken Geyveli bir muhacir kızı Muazzez Akkaya’ya kaptırır gönlünü. Bu başlangıç, sonu olmayan bir aşkın habercisidir. Şairin Muazzez’e olan aşkı gün geçtikçe büyür. Karakoç, Muazzez’e her defasında açılmaya çalışır ama reddedileceğinden korktuğu için bir türlü açılamaz, yanına bile yaklaşamaz. Okullar tatil olur, Muazzez Hanım Geyve’de yazlıkta kalmaya başlar. Sezai Karakoç da tam karşısındaki yazlığın bahçesinde bahçıvan olarak çalışmaya başlar. Her gün karşılıksız sevgi duyduğu sevgilisini seyreder, ona şiirler yazar. 

Aylar yıllar geçer, okul biter ve mezuniyet töreni yapılır. Mezuniyet töreninde Sezai Karakoç “Monna Rosa” şiirini okur. Muazzez Akkaya ise tam karşısındadır. Şiir bittikten sonra büyük bir alkış tufanı kopar. Herkes bir daha okuması için ısrar eder ve şair şiiri tam 3 kere art arda okur.

Mona Rosa, siyah güller, ak güller
Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Rosa, siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Rosa, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Rosa seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Rosa, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek

Zeytin Ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir, södü lambalar
Uyu da turnalar girsin Rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları

Ki, ben, Mona Rosa bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar Su kenarında
Ki, ben, Mona Rosa bulurum seni

Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa

Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Birgün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler, o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki, can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki, kapalı gece ve güne
Altın bilezikler, o kokulu ten

Mona Rosa, siyah güller, ak güller
Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah! senin yüzünden kana batacak!
Mona Rosa, siyah güller, ak güller.

Sezai Karakoç

Muazzez Akkaya, Monna Rosa şiirinin kendisine yazıldığından hiç haberdar olmamış, okul günlerinde paltosunun cebinde şairi meçhul şiirler bulmuş ama bu şiirlerin şairinin sınıf arkadaşı Sezai Karakoç olduğunu hiçbir zaman bilmemiştir. Ancak tek bir gerçek vardır; Sezai Karakoç hiçbir zaman Muazzez Akkaya’sına kavuşamamıştır. Muazzez Akkaya, okulu bitirdikten birkaç yıl sonra Maliye Bakanlığı’nda görev yapan Orhan Giray ile evlenir. Günümüzde 88 yaşında olan Sezai Karakoç’un gönlündeki o muazzam yere hala kimse dokunamamış ve hiç evlenmemiştir.

İlginçtir ki, Sezai Karakoç bir röportajında dillere destan Mona Roza hikayesiyle ilgili “O dönemde şiirlere yabancı isim verme geleneği vardı. Bir de bu serbestçiler gül ile dalga geçince ben de ‘Monna Rosa’ koydum şiirin adını. Tek gül anlamında bir şey. Şiiri herkes çok beğendi. Ama kimse 30 sene boyunca akrostiş olduğunu fark etmedi. Tamamıyla kendimi denemek için yazdım şiiri. ‘Okuldan bir arkadaşımın’ ismiyle yazdım.” demiş ve şiiri mülkiyede okuduğunu da reddedip tüm hikayenin uydurma olduğunu söylemiştir. Nedendir bilinmez ama Sezai Karakoç bu röportajında ne Muazzez Akkaya’nın ismini ne de bir aşkı anmıştır. Belki de yıllar hafızasındaki tüm zincirleri yıkıp geçmişti…

Monna Rosa şiiri, 2002 yılına kadar hiç yayınlanmamıştır. Buna rağmen tam 50 yıl kuşaktan kuşağa aktarılmıştır bu etkileyici şiir. 1960’larda daktiloyla, 1970’lerde teksirle, 1980’lerde fotokopiyle çoğaltılmıştır.

Monna Rosa şiiri, Sacit Onan tarafından muazzam bir şekilde seslendirilmiştir. Dinlemek isteyenler için;

Gözden Kaçırmayın

Üniversitelerin Sürdürülebilir Gelişme Açısından Önemi
Grapon Kağıtları ile Döşenmiş İki Füsun’lu Hayatın Şairi: Didem Madak
Duygusal Canavarlar ve Tim Burton