2020 Yılına Bakış

Genel | 75 Görüntülenme | 8 Dakika Okuma | 25 Ara 2020

Tarih 31 ARALIK 2019.. Yeni yıla girmeden son saatler. 2020‘ye dair güzel umutlar var içimizde. Herkesin  yeni yıldan  beklediği; sağlık, mutluluk, para, aşk… vs. Dileklerimizi bütün umudumuzla tuttuk, yılın bütün yorgunluğunu atmak istercesine partiler yaptık, yanımızda olan sevdiklerimize sımsıkı sarıldık, yanımızda olmayanları ise hemen aradık maksat 23.59’dan 00.00’a birlikte girmek. ‘Yeni yıla nasıl girersen bütün yıl öyle geçer.’  Sadece bir inanıştan ibaret  olsa da bu söze inanarak bütün yıl kimlerle olmak istiyorsak planları ona göre yaptık. Yılbaşının o gürültüsünü kaldıramayıp pijama terlik ve internet üçlüsüyle sıcacık yatağında bir film serüveninin içine dahil olanlar ise hep o anın içindeki gibi rahat olmayı planlamıştı 2020’de. Ve tabii ki yılbaşının en muzdaripleri üniversitesi öğrencileri… Yurt odalarında harıl harıl finallere çalışarak gireceklerdi yılbaşına. Tek dilekleri BÜT’e kalmadan geçmekti her dersi. 2019’a veda etmiştik, şimdi çok güzel bir yıl başlayacaktı. 2020 için herkes içinden ‘Bu yıl benim yılım olacak‘ nutukları attı. (Bazıları başardı da.)

Sabah uyanıp sosyal mecralarda atılan 2019’da kaldım temalı gönderiler, bir senedir uyuyoruz gibi soğuk soğuk esprilerle 2020’yi başlatmıştık. Kahvaltımızı yapıp artık o 2019’dan daha güzel olacak yıla başlamalıydık. Ama 2020 bize çok da masum çok da güzel bir yıl olmayacağını çok kısa bir zamanda anlatmaya başladı. Olaylar hep art arda gelmeye ve insanlık sarsılmaya başladı.

24 Ocak Elazığ’da deprem, 41 can veda etmişti. İçimiz acımıştı kim bilir kaç haneye ateş düşmüştü geride kalanlar gidenlerin yasını tutmaya başladı. Türkiye Elazığ için ağlamıştı ve Elazığ için birlik olma vaktiydi ayağa kaldırmalıydık düşenleri. Elimizden geleni yapmaya çalıştık onlar için güçlü olmaya güçlü durmaya çalıştık. Şubat’ta yaşananlar da pek farklı değildi. Van’da çığ, 41 can kaybı. Tekrar içimiz yandı ama bitmedi uçak kazası, Türk askerlerine saldırı durmadı hiç, hep daha çok kayıp verdik daha çok ateş düştü içimize. İçimizdeki yangın büyürken sönsün diye dualar etmeye başladık. Ve Dünyayı sarsmaya başlayan Covid-19, 11 Martta ilk vakanın açıklanmasıyla artık Türkiye de pandemi sürecine girmeye başladı. 17 Martta virüsten ilk kaybımızı yaşadık ve korkularımız arttı. Üniversiteler 3 hafta süreyle tatile girdiğinde tek gecede yurtlar boşaltılmaya başlandı. Öğrenciler bir sırt çantasıyla  3 hafta diye gittikleri memleketlerinde 9 aydır okulların açılıp açılmayacağı hakkında bakan açıklamalarını dinlemeye başladı. Artık televizyonu olan herkesin evinde akşam haberleri dinlenmeye; Sağlık Bakanının açıklamaları, önlemleri ve ülke durumunu yakinen takip edilmeye çalışıldı. Tabii bu durumun ciddiyetini anlamayanlar da vardı elbette ve sayıların artışındaki rolleri yadsınamaz düzeydeydi. İnsanlar eve kapandı. 3-5 ay evimizden dışarıya çıkmadan yaşamaya çalıştık artık gelen paketleri bile çamaşır suyuna batırır olduk. Ülkece bunaldık, şikâyet ettik. Dışarıda olanlar sadece sağlık çalışanları ve kolluk kuvvetleri yani pandemi sürecinin başkahramanları. Sağlık çalışanlarını 3-5 gün alkışlayıp daha sonra nasıl zor şartlarda olduklarını unuttuk. Haziranda normalleşme sürecimiz başladı ve biz hiçbir şey yokmuş gibi sokaklara dökülmeye devam ettik; unuttuk o alkışladığımız insanların zorluklarını, unuttuk bize iyileşen hastaların verdiği mesajları. Önemliydi buluşmalarımız sonuçta, ee haliyle vakalar ve ölümlerle sokağa çıkmamızla doğru orantılı olarak artışa geçti. Alışmıştık pandemiye de sürece de.

3 Temmuz’da Sakarya’da havai fişek fabrikası patladı, o bütün özel günlerimizin vazgeçilmezi ufacık şey ateşini bıraktı, içimiz cız etti. Hayata devam ettik ama 6 Temmuz Çanakkale Gelibolu’da orman yangını 450 hektar ormanın kül olmasıyla acımız katlanmaya devam etti. 2020 bize bir şey mi söylüyordu? Bu kadar felaket bu kadar kayıp yetmemiş miydi onun için daha mı fazlası gerekti? Ağlanacak halimize gülmeye başlamıştık içimiz yanarken dışımızda kahkahalar atmaya çalıştık. Tam unutmak istiyorduk yaşadıklarımızı, hep yeni olaylarla sarsıldık. 23 Ağustosta Giresun’da sel felaketi yaşadık. Doğal afet dedik önüne geçemeyiz dedik sustuk, kalbimiz bir de Giresun için yandı.

Türkiye’nin kuzeyinde sellerle mücadele varken güneyinde yangınlarla sarsıldık. 11 Ekim Hatay Belen’de yangın ilçelere sıçradı. Yetkililerin günlerce süren çabaları sonuç verdi, yangın söndü. Sönen sadece yangın değildi elbette orada yaşayan insanların, canlıların gözlerindeki pırıltı da sönmüştü. Yangın geride pek de bir şey bırakmamıştı artık. Daha bu yaşananların şokunu atlatamadan 30 Ekim’de öğlen saatlerinde İzmir’den acı haberler gelmeye başladı, Deprem… Ülkemizin belki de en acı gerçeği. Günlerce süren arama çalışmaları, enkaz altında kalan insanların, ailelerinin çaresiz bekleyişleri, edilen dualar, yapılan birlik çağrıları… Türkiye bu sürede İzmir olmuştu günlerce oradan gelecek güzel haberleri bekliyorduk. Günler sonra gelen Elif ve Ayda bebekle umut dolmuştuk. Görevlinin Ayda’ya sorduğu ‘Bir isteğin var mı?’ sorusuna kilitlenmiştik. Hastaneye akın akın giden köfte siparişleri bize nasıl bir millet olduğumuzu hatırlatmıştı bir defa daha. Günlerce süren arama çalışmaları bitti 117 can kaybımız vardı. Geriye kalan enkazlar olayın büyüklüğünü ortaya seriyordu. İzmir bize yaşama nasıl bağlanmak gerektiğini de öğretti umudu da. Öğrenmeyi bilene bu yaşanılanlar çok şey öğretmişti. Acımızın, mutluluğumuzun, yaşamımızın bir olduğunu aslında bütün insanlığın aynı olduğunu öğretmişti 2020 bize.

Türkiye bu olaylarla savaşıp dururken Dünya da aynı durumdaydı. Kimileri az kimileri daha çok olayla çabaladı ama dili, dini, ırkı, siyaseti ne olursa olsun acının aynı olduğunu gördük zor yolla da olsa unutamayacağımız şekilde öğrendik.

Şimdi ben bu satırları yazarken 2020’nin son günlerini yaşıyoruz. Acısıyla tatlısıyla bitirmeye çabaladığımız son günler. Daha yazamadığım onlarca olay yüzlerce can kaybı varken şu son günlerde yeni olayların yaşanmaması için umut etmekten başka bir şey gelmiyor elimizden. Sana söylemek istediğim şey 2020, bize hiç iyi gelmedin oysa nasıl umutluyduk senden. Sana ’’ Bitmeyen yıl’’, ‘’Yaşanılamayan yıl’’ sıfatlarını ekledik 40 yıl sonra ders kitaplarına konu olacağına dair hiçbir şüphemiz kalmadı artık. Umarım bu ders kitaplarında bu kötü olaylar anlatılırken sadece yaşattıklarına değil öğrettiklerine de değinirler. Nasıl birlik olmayı öğrettiğini, koşulsuz inanmaktan vazgeçip doğrusunu araştırmayı okumayı öğrettiğini, bir dönemin kar yağsa da okullar tatil olsa diyen gençlerine aslında okulun ne kadar önemli olduğunu öğrettin. Herkesin öğrendiği konu başka çıkardığı ders farklı aynı sınıfın farklı karakterleriyiz hepimiz. Farklı olmamız önemli değil tüm insanlığın senden çıkardığı bir sonuç varsa o zaman yaşadığımız onca acı geleceği güzelliklere bırakır.  

Ve veda eden 2020 için son cümlelerimi yazmak istiyorum. Kaybettiklerimizle, alıp götürdüklerinle, öğretmeye çalıştıklarınla unutulmayacak bir yıl oldun. Ama umarım gelen yıl senin bizden alıp götürdüklerini ve bize getirdiğin her kötü şeyi unutturur. Öğretileri acılarla dolu olmayan güzel hikayelere dayanır. Çünkü biz şimdiden 2021 için dilek listeleri hazırlamaya ve umutlanmaya başladık ama merak etme bu sefer tek dileğimiz var; sağlıklı ve sevdiklerimizle birlikte derin bir nefes almak. Sanırım herkes için 2021’in en önemli dileği bu olacak.

Yazar

Gözden Kaçırmayın

Alternatif Son: Capsula Mundi
Yeni Yıl Hediye Önerileri: Sosyal Girişimler
5 Maddede Paris Anlaşması
Güne Mutlu Uyanmak

Bizi Takip Edin!